<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Zahit Yeken &#187; Tarih</title>
	<atom:link href="http://mzyeken.com/blog/category/tarih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://mzyeken.com/blog</link>
	<description>Huzursuz ruhlar bilmez mi sanırsınız, ne kadar dolaşırlarsa dolaşsınlar huzur bulamayacaklarını..</description>
	<lastBuildDate>Thu, 06 Oct 2011 20:59:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>MEVLÂNA&#8217;NIN ŞAHSİYETİ ve DÜNYA GÖRÜŞÜ</title>
		<link>http://mzyeken.com/blog/2009/12/mevlananin-sahsiyeti-ve-dunya-gorusu/</link>
		<comments>http://mzyeken.com/blog/2009/12/mevlananin-sahsiyeti-ve-dunya-gorusu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 09:31:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Zahit Yeken</dc:creator>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Headline]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[MEVLÂNA'NIN ŞAHSİYETİ ve DÜNYA GÖRÜŞÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mzyeken.com/blog/?p=354</guid>
		<description><![CDATA[     Bilindiği üzere Mevlânâ&#8217;nın 800. doğum yılı olan 2007, UNESCO tarafından dünya Mevlânâ yılı ilan edildi.Ülkemizde ve tüm dünyada 3-9 Aralık Mevlana haftası olarak kutlanmaktadır. 7-17 Aralık tarihleri boyunca devam edecek olan Hazreti Mevlana&#8217;nın 736&#8242;ncı Vuslat Yıldönümü Anma Törenleri neticesinde bende, &#8220;Mevlana&#8217;nın Şahsiyeti ve Dünya Görüşü&#8221; hakkında enişteminde katkılarıyla ufak  bir makale hazırladım:)
     İslâm tasavvuf, tefekkür ve edebiyatının mümtaz sîmâsı, Divân-ı Kebîr, Mesnevî-i Mânevi gibi şaheserlerin sahibi, adına tesis edilen Mevlevi tarikatı ile tarikat pirleri arasında zirvelerde yer alan Mevlânâ Celâleddin Rûmî‘nin şahsiyetini ve dünya görüşünü, bu ufak makalenin dar çerçevesine sığdırmak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-355" title="mevlana1gx7" src="http://mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/12/mevlana1gx7-294x300.jpg" alt="mevlana1gx7" width="294" height="300" />     Bilindiği üzere Mevlânâ&#8217;nın 800. doğum yılı olan 2007, UNESCO tarafından dünya Mevlânâ yılı ilan edildi.Ülkemizde ve tüm dünyada 3-9 Aralık Mevlana haftası olarak kutlanmaktadır. 7-17 Aralık tarihleri boyunca devam edecek olan Hazreti Mevlana&#8217;nın 736&#8242;ncı Vuslat Yıldönümü Anma Törenleri neticesinde bende, &#8220;Mevlana&#8217;nın Şahsiyeti ve Dünya Görüşü&#8221; hakkında enişteminde katkılarıyla ufak  bir makale hazırladım:)<br />
     İslâm tasavvuf, tefekkür ve edebiyatının mümtaz sîmâsı, Divân-ı Kebîr, Mesnevî-i Mânevi gibi şaheserlerin sahibi, adına tesis edilen Mevlevi tarikatı ile tarikat pirleri arasında zirvelerde yer alan Mevlânâ Celâleddin Rûmî‘nin şahsiyetini ve dünya görüşünü, bu ufak makalenin dar çerçevesine sığdırmak güçtür.<br />
Zamanın ünlü İslâm merkezlerinde birçok âlim ve mutasavvıfın meclisine devamı, babasından sonra, dünya görüşünün berraklaşmasına yardımcı olmuştur.<br />
Hayatı boyunca dünyanın mal, mülk, evlât ve iyal gibi geçici ve göz boyayıcı, görünüşte imrendirici özelliklerine bağlanmamış, şan ve şöhret için iç dünyasının zengin nimetlerinden tâviz vermemiş, kula kul olmamış, sultanla fakîr arasında ayırıma gitmemiştir. İslâm&#8217;ın yüksek ahlâk kurallarına onun kadar saygılı davranan ve onun kadar bunları hayatında benimseyip yaşatanlar azdır demek yanlış olmaz.<br />
O, &#8220;Ben sağ oldukça Kur&#8217;ân&#8217;ın kölesiyim; ben Muhammed-i muhtarın yolunun toprağının tozuyum.” Diyordu.Bir mü&#8217;min ve muvahhid Cenab-ı Hakk&#8217;a ve Hz. Muhammed&#8217;e bağlılık ve hayranlığını daha nasıl ifade edebilirdi&#8230;<br />
Şimdi bu büyük mütefekkir ve mutasavvıf şiir dehâsının memleket toprağına, Konya&#8217;ya ebedî tevdîinin üzerinden 726 yıl geçmiş bulunmaktadır. Ama onun hâtırası Türk milletinin, İslâm ümmetinin ve insan cemiyetinin kalbinde, çok taze yaşamaktadır. Onun örnek şahsiyetinin vasıfları ve emsalsiz denecek derecede etkili şiirleri hâlâ milyonlarca kalbe heyecan vermekte ve orada devam etmektedir. O, kendisi de, Mesnevî&#8217;nin baş tarafında, şu anlamda, dert yanar:<br />
&#8220;Herkes, kendi kanaatine göre bana yâr oldu. Ama sırlarımı içimden arayan olmadı.&#8221; Ve sırlarının ne olduğunu, kimin onları kavrayabileceğini de Farsça olarak şöyle dile getiriyor:<br />
TÜRKÇESİ<br />
(Benim sırrım, feryadımdan uzak değildir. Fakat gözde ve kulakta o nûr yok).<br />
Denebilir ki: Bu sevecen, Allah (c.c.) aşığı, bu coşkun şâir doğum yeri Belh&#8217;te kalmış olsaydı acaba şahsiyetinin tezahürleri nasıl olurdu? Bu hususta &#8220;Fîhi mâ Fih&#8221; kitabında şöyle beyanda bulunur:<br />
&#8220;Ben Anadolu halkı şiir sevdiği için şiir söylüyorum. Eğer Horasan&#8217;da (Belh, Horasan bölgesine dahildir) kalmış olsaydım uzun zamanlar türlü meşakkatlerle elde ettiğim bilgim ile halkı, başka türlü faydalandırırdım. Ders verirdim, kitaplar yazardım.&#8221;<br />
     Mevlânâ&#8217;nın şairliği tercihinde, her halde okuduğu eserlerin de etkili olduğu gözden ırak tutulamaz. Meselâ kendisi Hakîm Senâî ve Feridüddin Attar&#8217;ın etkisini şu beyti ile açıkça göstermektedir:<br />
(Attar ruh oldu, Senâî onun iki gözü; biz Senâî ve Attar&#8217;dan sonra geldik).<br />
     Mevlânâ, aslında karakteri itibariyle heyecanlı, hassas, kalıba sığmayan, dinamik ve coşkulu bir yapıya sahiptir. O, gerek Divân-ı Kebîr&#8217;inde gerek Mesnevî-i Mânevisinde bitmez tükenmez iştiyakla ilâhî aşka yönelir ve yükselirken, gerek ölçüleri aşan, bizim idrâkimizin bazan kolayca yetişemeyeceği ufuklarda pervaz ederken bize bu özelliklerini sezdirir.Nitekim bu dediklerimizi güçlendiren bir beytinin anlamı şöyledir:<br />
&#8220;Önümde şiir nedir ki ondan laflayayım? Bende şâirlerin ferilerinden başka bir fen var.&#8221;<br />
Demek oluyor ki onun için şiir bir amaç değil, araçtır.<br />
Ve Mevlânâ, hareketi, değişikliği, enerjik davranışı ve yeniliği şu anlamda dile getirir:<br />
&#8220;Her gün bir yerden göçmek, ne iyi! Her gün bir yere konmak, ne güzel! Bulanmadan, donmadan akmak ne a&#8217;lâ! Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım.&#8221;<br />
Ona göre ölüm, asla dönüştür. Geldiğimiz yere tekrar varıştır, insan, ölümünden sonra, kendini gerçekten seven arif zatların gönüllerinde yaşar. Bu sebepledir ki o şöyle seslenir:Başta ifade ettiğimiz şekliyle<br />
TÜRKÇESİ<br />
(Ölümden sonra mezarımızı yerde arama; bizim mezarımız, arif insanların kalplerindedir).<br />
Yine o, kendisinin yer yüzünde Cenab-ı Hakk&#8217;ın müstesna ve mümtaz kulları arasında bulunduğuna inandığı izlenimini vererek şu H.Ş okumaktadır.<br />
&#8220;Allah&#8217;ın (c.c.) öyle büyük derecelere sahip kulları vardır ki; yer yüzünde yağmura benzerler. Karaya yağarlarsa hayır ve bereket, denize düşerlerse inci meydana getirirler.&#8221;<br />
Mevlânâ&#8217;daki ruh zenginliğinin, kanaatkârlığın ve kimseye minnet borcu olmamasına özen göstermesinin misalleriçoktur. Göz tokluğuna örnek birkaç mısrayı buraya nakledeceğiz:<br />
&#8220;Felekten yarım somun ekmeği olan, oturacağı bir yuvası bulunan, ne kimseye iltifat eden ne de kimseden iltifat dileyen kişinin âlemi ne hoştur.&#8221; Fakat bununla beraber insanlardan yine de istekli olduğu anlar vardır. Bunların madde ile ilgisi yoktur. İstediği sevgidir, gönül hoşluğudur, acımadır, şefkattir, hatır gönül almaktır. İşte misâli:TÜRKÇESİ<br />
(Bu anda iki elindeyim, bana acı, sev beni; yarın toprak olunca nedamet göz yaşından ne fayda?)<br />
Özellikle ALLAH (c.c.)&#8217;tan korkmağı, Peygamber Efendimize sonsuz saygı ve sevgi ile bağlanmayı, az uyumayı, israftan sakınmayı, sabırlı olmayı ve hakka hukuka riayeti, vb. öğütler. Hele hele ibadeti, seher vakti kalkarak tâatte bulunmayı unutmaz, tavsiyeyi ihmal etmez, işte bu husustaki en güzel bir beyti:<br />
TÜRKÇESİ<br />
(Ey gönül, kalk taat ve ibadette bulun ki o, her işten daha iyidir. O kimse mutludur ki sabah vakti uyanıktır).<br />
Mevlânâ, ayrıca, hür yaşamağı, özgürlüğü amaç edinmiş insandı. Onun tavsiyesi şöyleydi: &#8220;Ey oğul, hür ol, hür yaşa!&#8221; Ve bu sebeple de dünya nimetlerine, süslerine bigâne idi, denebilir. Evinde yetecek kadar güzel yemekler olmadığı günlerde, &#8220;Soframız, Peygamber sofrasına benzedi&#8221; dediği olmuştur. Bir rubaisinde bakınız şu yolda ne güzel, ne şirin, ne özgür, ne insancıl olduğunu nasıl dile getirmektedir:<br />
&#8220;Ayran çanağım önümde olduktan sonra, and olsun ki, hiç kimsenin bal şerbetini düşünmem. Azıksızım, ama böyle olmasına rağmen, seni azıklandırmağa çalışmaktayım.Ve ben özgürlüğü, kulluğa satmam.&#8221;<br />
Zaten onun insanlık sevgisi, birlik ve beraberlik ideali şu beytinde pırıl pırıldır:<br />
TÜRKÇESİ<br />
(Biz birleştirmek için geldik; ayırmak için değil).<br />
Sütün içindeki yağ gibi, görüş ve düşünüşleri metnin içinde, uygun yerde bize gülümserler. Duygu ve düşünceleri şiirde de, nesirde de, gerektikçe, okuyucuyu etkiler. Onun, meselâ, tabiatta her şeyin bir karşılığı olduğuna inandığı, hakikati daima aramanın bir yükümlülük niteliği taşıdığı ve benlik sıfatlarından arınarak insanın kendi parlak şahsiyetini temâşâ edebileceği hususundaki görüşü şu mıs-ralarının çevirisinde bile hissolunur:<br />
&#8220;Sen, hiç tabiatta karşılığı olmayan bir isim bilir misin? Hiç gül kopardın mı gül dalından? Söyleyip onun adını arasana hakikati. Ayı suda değil, gökte arasana. Dilersen yükselmeyi, yalnız isim ve harflerden bir hamlede âzâd et kendi nefsinden bütün benlik sıfatlarını. Arın ki kendi parlak zâtını görebilesin.&#8221;<br />
Evet, &#8220;Kalbinde Peygamber&#8217; in ilmini gör; kitapsız, rehbersiz, öğretmensiz&#8221; diye de ekleyebiliyordu..<br />
Mevlânâ&#8217;nın dünya görüşünde tasavvufun devamlı ve derin izlerini müşahede etmek tabidir. O, seyir ve sülûkün âdabını daha gençliğinde kusursuz şekilde öğrenmiştir. O, Allah (c.c.)&#8217;ı idrâk eden varlığın insan kalbi olduğuna gönül vermişti. Şu anlamdaki Kudsî Hadîsteki açıklama ona yol gösteren bir ışık niteliği taşımıştır: &#8220;Hak Teâlâ buyurmuştur ki: Ben yerlere ve göklere sığmadım da, mümin kulumun kalbine sığarım&#8221;<br />
Bir şiirinde şöylece âdeta bir başka zaman ve zeminde konuşur gibidir:<br />
&#8220;İkiliği bir yana bıraktım. Gördüm ki, her iki dünya da birdir. Biri arar, biri bilir Biri görür, biri çağırır. Aşkın kadehi ile sarhoşum. Her iki dünya da idrâkimden çıkıp gitti.&#8221;<br />
Ve nihayet ilâhî aşkı temsil eden şarap sembolünü kapsayan şu anlamdaki mısralar bizi onun âlemini seyre yöneltir:<br />
&#8220;Allah&#8217;ım, Senin aşkının destisinden nefsim yıkanıyor. Balçıktan olan bedenim harabeye dönmüş. Yalnız kalbim, önce üzümün sahibi ile sohbete dalınca, şarap sinemi yaktı.&#8221;<br />
Gerçekten aşk, keşif ehlinin cezbesi, şehidin cesareti, velinin imanı, ahlâk olgunluğu ve manevî birliğin yegâne bağıdır. Ve tasavvuf seferlerinin sonuncusu da, İNSAN-I KÂMİL&#8217;dir. Ancak hatırda daima tutulması gereken bir husus vardır ki çok önemlidir: Tasavvuf ve tarikatten önce, bir Müslüman için, şeriatın rehberliği, Islâmî ilimlerin nurlu havasının teneffüsü esastır. Bu unutulmadıktan ve göz önünde bulundurulduktan sonra, evrenin ana gücünün, hattâ yaratılış sebebinin, bencillik ilacının ve acılar merheminin kaynağının aşk pınarından fışkırdığı, elbette, kabul edilir. Böylece hayatın, Allah (c.c.)&#8217;a dönüş seyahatinden ibaret olduğu, ölümün geldiğimiz yere dönüşü sembolleştirdiği daha güzelce hissedilebilir. Nitekim Mevlânâ ;<br />
&#8220;Toprak, aşktan feleklere yükselir. Canı sen aldıktan sonra, ölmek şeker gibi tatlı şey olur. Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır&#8221;<br />
Son olarak Mevlânâ&#8217;dan şu anlamdaki şiir parçasını da tekrarlayarak &#8220;hitâmuhû misk-sonu misk (gibi olsun)&#8221; diyecek ve bu aziz şiir ve tasavvuf sultanını selâmlayacağım:<br />
&#8220;Ne senden daha parlak bir ay gördüm; ne senden daha erken uyanan bir seher.<br />
Ne senden daha tatlı bir şeker gördüm; ne senden daha yeşil, daha taze bir ağaç&#8230;&#8221;</p>
<p>BAYRAM ARSLAN &amp; MEHMET ZAHİT YEKEN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mzyeken.com/blog/2009/12/mevlananin-sahsiyeti-ve-dunya-gorusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>47</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alanya&#8217;da Varlığı Tespit Edilen Mağaralar</title>
		<link>http://mzyeken.com/blog/2009/08/alanyada-varligi-tespit-edilen-magaralar/</link>
		<comments>http://mzyeken.com/blog/2009/08/alanyada-varligi-tespit-edilen-magaralar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 10:25:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Zahit Yeken</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alanya]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Alanya Mağaraları]]></category>
		<category><![CDATA[Alanya'da Mağara]]></category>
		<category><![CDATA[Aşıklar Mağarası]]></category>
		<category><![CDATA[Damlataş Mağarası]]></category>
		<category><![CDATA[Damlataş Mağarası Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dim Mağarası]]></category>
		<category><![CDATA[Fosforlu Mağara]]></category>
		<category><![CDATA[Hasbahçe Mağarası]]></category>
		<category><![CDATA[Kadı İni Mağarası]]></category>
		<category><![CDATA[Korsanlar Mağarası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mzyeken.com/blog/?p=89</guid>
		<description><![CDATA[Damlataş
Damlataş mağarası,1948 yılında vapur iskelesi inşaatında kullanılmak  üzere taş ocağı olarak  tesbit olunan bugunkü yerinde ,bir dinamit ateşlemesi sonucu bulunmuştur.Birbirinden güzel binlerce sarkıt ve dikiklerden oluşan mağara hemen koruma altına alınmıştır.Aynı zamanda mağara hakkında araştırmalara başlanmıştır.Mağara hakkında ilk araştırmalar &#8220;Galip Dere&#8221; tarafından yapılmıştır.Galip Dere gazetelerin birinde,2.Dünya Savaşının korkunç günlerinde atılan gaz bombalamalarından korumak için bir mağaraya sığınan Almanların içinde astımlı olanların şifa bulduklarına dair bir haber okur.Mağaranın sağlık açısından faydalı olabileceği fikri ilk o zaman akla gelir ve resmi incelemere başlanır.Doktor ve Kimyagerlerden oluşan ekibin incelemerinden sonra mağaranın astıma iyi geldiği ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/magara-300x200.jpg" alt="magara" title="magara" width="300" height="200" class="alignleft size-medium wp-image-272" /><strong>Damlataş</strong></p>
<p>Damlataş mağarası,1948 yılında vapur iskelesi inşaatında kullanılmak  üzere taş ocağı olarak  tesbit olunan bugunkü yerinde ,bir dinamit ateşlemesi sonucu bulunmuştur.Birbirinden güzel binlerce sarkıt ve dikiklerden oluşan mağara hemen koruma altına alınmıştır.Aynı zamanda mağara hakkında araştırmalara başlanmıştır.Mağara hakkında ilk araştırmalar &#8220;Galip Dere&#8221; tarafından yapılmıştır.Galip Dere gazetelerin birinde,2.Dünya Savaşının korkunç günlerinde atılan gaz bombalamalarından korumak için bir mağaraya sığınan Almanların içinde astımlı olanların şifa bulduklarına dair bir haber okur.Mağaranın sağlık açısından faydalı olabileceği fikri ilk o zaman akla gelir ve resmi incelemere başlanır.Doktor ve Kimyagerlerden oluşan ekibin incelemerinden sonra mağaranın astıma iyi geldiği tespit edilir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/damlatas1.JPG" rel="lightbox[89]"><img class="aligncenter" title="Damlataş Mağarası 1" src="http://www.mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/damlatas1thumb.JPG" alt="" /></a></p>
<p><strong>Mağaranın Oluşumu Ve Özellikleri: </strong>Mağara birinci zamanda permiyen devrine ait yarı kristalize kalker içinde bulunmaktadır.Yapılan incelemeler sonucunda mağaranın 10-15 bin senede oluştuğu tahmin edilmektedir.Bölgenin çok yağışlı olması mağaranın oluşumuna hız vermiştir.Bolca yağan yağmurların gaz karbonikli su ihtiva etmesi nedeniyle,kireçtaşı ve benzerlerini erittiği  için,kalker ve kireçtaşı oluşan böygelerde mağaramızda olduğu gibi boşluklar oluşturur.Erimeler devam ederken büyük boşluklar ve bu boşluklara sızan damlacıklar donarak aşağıya doğru sarkar.Damlanın düştüğü yerde de donma olayı gerçekleştiğinden aşağıdan yukarıya dikitler ve yukarıdan aşağıya doğru sarkıtlar meydana gelir.Sarkıt ve dikitler uzamalardan dolayı bazen bir yerde birleşirler.Bunlar da mağaranın sütunlarını oluşturur.Bu damlama özelliğinden dolayı mağaramıza &#8220;DAMLATAŞ&#8221; ismi verilmiştir.</p>
<p>Mağaranın kapısından içeri girince 45-50 m. uzunluğunda bir geçit 13-14 m. çapında ve 15 m. yüksekliğinde silindirik bir boşluk,ayrıca 15 bin senede oluşmuş sütunlar vardır.Mağaranın iki katlı olan boşluğu 2500 m3 hava ihtiva etmektedir.İçindeki ısı yaz kış 22.3 derecedir.Mutlak nem 19.6 derece,nisbi nem %98&#8242;dir.Mağara dış tesirlerden arınmış ve havasında bol miktarda asit karbonik vardır.Hava basıncı deniz seviyesinden biraz aşağıda olmasına rağmen 760 mm&#8217;dir.Mağaranın boşluğunun tamamı 180-200 m2&#8242;dir.Mağaranın etrafındaki kalınlık 10 m&#8217;yi bulduğu için çökme ihtimali yoktur.Senenin 5-6 ayında devamlı olarak damlamaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/damlatas2.JPG" rel="lightbox[89]"><img class="aligncenter" title="Damlataş Mağarası 2" src="http://www.mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/damlatas2thumb.JPG" alt="" /></a></p>
<p><strong>Mağaranın Tıbbi Fonksiyonu</strong>: Mağaranın astıma iyi gelen dört vasfı olduğu tespit edilmiştir.Mağaranın ortamda bulunan normalden 8-10 misli fazla Karbondioksit,yüksek oranda nem,alçak sühunet,radyoaktivite gibi unsurların ilk ikisinin astıma iyi geldiği,diğer ikisinin de yardımcı faktör olarak kabul edildiği bilinmektedir.</p>
<p>Alanya&#8217;ya tedavi için gelen hastalar öncelikle bir doktordan mağaraya girmesinde sakınca olmadığına dair rapor alarak,mağaranın ilgili memuruna başvurması gerekmetedir.Tedavi süresince  sembolik bir ücret öderler.</p>
<p><strong>Hasbahçe Mağarası:</strong>İlçemizin Küçük Hasbahçe Mahallesi İnişdibi  mevkiinde,şehre 4 km. kadar uzaklıktadır.Damlataş mağarasından birkaç misli büyüklüğünde olan mağara hakkında fazla araştırma yapılmadığından dolayı  hakkında fazla bir bilgi yoktur.<span id="more-89"></span></p>
<p><strong>Kadı İni Mağarası:</strong>İlçe merkezinin 15 km. kadar kuzeydoğu istikametinde , Çatak Mevkii denilen yerde bulunmaktadır.Çevrede bulunan piknik yerleri yöreye ayrı bir canlılık vermektedir.Mağara henüz ziyarete açılmamıştır.</p>
<p><strong>Dim Mağarası:</strong>İlçe merkezinin 12 km. kadar doğusunda bulunan Cebel-i Reis Dağının yamacında olan mağaraya Alanya Belediyesinin açtığı yolla ulaşım kolaylaşmıştır.Türkiye’nin ziyarete açılan ikinci büyük mağarasıdır. 1 milyon yıl yaşında olduğu tahmin edilmektedir. İki ayrı koldan dağın içinde ilerleyen mağaranın kollarından biri 50 diğeri 360 metredir.Turizm açısından büyük önem taşıyan mağara içindeki sarkıt,dikit ve sütunları ,havasının serinliği  ile gezmeye değer yerlerden biridir.</p>
<p><strong>Korsanlar Mağarası:</strong>Alanya Kalesi&#8217;nin bulunduğu tarihi yarımadanın altında bir deniz mağarasıdır.Eskiden etrafına korku saçan Korsanların soygunlardan elde ettikleri malları depoladıkları ve kaçırdıkları kızları tuttukları yer olarak ün salmıştır.Bu mağaranın tahminen 10 m. genişliğinde,5-6 m. yüksekliğinde olan ağız kısmı teknelerin rahatlıkla içeri girip çıkmalarına imkan veriyor.İçeriye girdiğinizde cami kubbesi gibi insanın üzerini örten rengarenk taşları ve deniz suyunun bittiği yerden kuzeye doğru uzanan karanlığı seyredebilirsiniz.</p>
<p><strong>Aşıklar Mağarası:</strong>Mağara adını kimseye görünmeden baş başa kalmak isteyen aşıklardan aldığı sanılmaktadır.Aşıklar mağarasının 75 metre uzunluğundadır. Alçak tavanı nedeniyle mağaranın içinde zaman zaman eğilerek yürünür. Mağaranın, Damlataş tarafındaki ağzı, denizden sekiz metre kadar yüksektedir ve buradan denize atlanır. </p>
<p><strong>Fosforlu Mağara:.</strong>Korsanlar Mağarasına benzer bir görünümde olan Fosforlu Mağaranın kapısı teknenin içeri girmesine müsait büyüklüktedir.Deniz dibinde oluşan harika renkli manzara görülmeye değerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mzyeken.com/blog/2009/08/alanyada-varligi-tespit-edilen-magaralar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALANYA KALESİNİN ÇEVRESİNDEKİ ESERLER</title>
		<link>http://mzyeken.com/blog/2009/08/alanya-kalesinin-cevresindeki-eserler/</link>
		<comments>http://mzyeken.com/blog/2009/08/alanya-kalesinin-cevresindeki-eserler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 12:59:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Zahit Yeken</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alanya]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Alanya kalesinin çevresindeki eserler]]></category>
		<category><![CDATA[Alanya Kızılkule]]></category>
		<category><![CDATA[alanya tersane ne zaman yapıldı]]></category>
		<category><![CDATA[alanya tersanesini kim yaptırdı]]></category>
		<category><![CDATA[kızılkule ne zaman yapıldı]]></category>
		<category><![CDATA[kızılkule nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[kızılkule özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kızılkuleyi kim yaptırdı]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu tersanesi]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu tersanesi özellikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mzyeken.com/blog/?p=79</guid>
		<description><![CDATA[KIZIL KULE
Sultan Alaaddin Keykubat,1221 yılında Alanya&#8217;yı fethettikten sonra devamlılığı sağlayacak bir inşanın yapılmasını emretmiştir.Kızıl Kule ismini alt ve üst kısımlardaki kızılımsı taşlardan almıştır.Bugün bile çok sağlam ayakta duran yapının alt kısmındaki kesme taşların Dim Boğazı&#8217;nın doğusundan getirildiği bilinmektedir.Kızıl Kule&#8217;nin,bulunduğu yer itibariyle doğu cephesi arasında 2 m.&#8217;lik bir yükseklik farkı vardır.Doğu cephesi 35 m. batı cephesi 33 m.&#8217;dir.Sekizgen şeklindeki Kule 5 katlıdır.Üzerindeki kitabeye göre 1226 yılında yapılmıştır.
 
Zemin katın ortasında yukarı doğru,5. kata kadar yükselen bir bölüm bulunmaktadır.Bu bölüm kulenin omurgası olarak kabul edilmektedir.Ancak su sarnıcı görevinide üstlenmiştir.Zemin kat etnografik müze olarak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/alanyakalesi.JPG" alt="alanyakalesi" title="alanyakalesi" width="256" height="185" class="alignleft size-full wp-image-275" /><strong>KIZIL KULE</strong></p>
<p>Sultan Alaaddin Keykubat,1221 yılında Alanya&#8217;yı fethettikten sonra devamlılığı sağlayacak bir inşanın yapılmasını emretmiştir.Kızıl Kule ismini alt ve üst kısımlardaki kızılımsı taşlardan almıştır.Bugün bile çok sağlam ayakta duran yapının alt kısmındaki kesme taşların Dim Boğazı&#8217;nın doğusundan getirildiği bilinmektedir.Kızıl Kule&#8217;nin,bulunduğu yer itibariyle doğu cephesi arasında 2 m.&#8217;lik bir yükseklik farkı vardır.Doğu cephesi 35 m. batı cephesi 33 m.&#8217;dir.Sekizgen şeklindeki Kule 5 katlıdır.Üzerindeki kitabeye göre 1226 yılında yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/kizilkule.JPG" rel="lightbox[79]"><img class="aligncenter" title="Kızıl Kule Gece Görünüm" src="http://www.mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/kizilkulethumb.JPG" alt="" /></a></p>
<p>Zemin katın ortasında yukarı doğru,5. kata kadar yükselen bir bölüm bulunmaktadır.Bu bölüm kulenin omurgası olarak kabul edilmektedir.Ancak su sarnıcı görevinide üstlenmiştir.Zemin kat etnografik müze olarak hizmet vermektedir.2.kat zemin kattaki omurga bölümüne 18 kemerle bağlanmış durumdadır.Bu katın,kendine has mimarisi ile,bir de asma katı mevcuttur.3.katta planda biraz değişim yapılmıştır.Kemerler,mazgal delikleri,zift ve haşlama delikleri göze çarpmaktadır.Daha sonraki katta Kule muhafızları gözetleme görevlerini büyük bir özenle yerine getirmişlerdir.</p>
<p>Kulenin güneybatı yönüne düşen kısmında mermerden yapılmış bir kitabe bulunmaktadır.Selçuklu sülüsü ile yazılı kitabenin Türkçe çevirisinde : &#8220;Bu Ketanizade Eb-ür Rahanoğlu Halepli Ebu Ali yaptırdı.Tanrı kendisini yargılasın.&#8221;</p>
<p><strong>SELÇUKLU TERSANESİ </strong></p>
<p>Bu tersane,Kızılkule&#8217;den iki yıl sonra,1228 yılında Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır.Sultanın amacı doğudan gelebilecek tehlikelere karşı koyarak &#8220;İki Denizin Sultan&#8217;ı&#8221; arzusunu gerçekleştirmekti.</p>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/tersane.JPG" rel="lightbox[79]"><img class="aligncenter" title="Alanya - Tersane" src="http://www.mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/tersanethumb.JPG" alt="" /></a></p>
<p>Tersana 56.5 m.uzunluğunda 44 m. derinliğinde ve beş gözlüdür.Her göz 7.70 m. genişliğinde 42.30 m. derinliğindedir.Derinlikteki 1.70 m.&#8217;lik fark duvarların kalınlığından meydana gelmektedir.</p>
<p>Tersana,güneyden gelebilecek tehlikelere karşı Tersane Kulesi ile güçlendirilmiştir.Kule iki katlı ve iki odalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mzyeken.com/blog/2009/08/alanya-kalesinin-cevresindeki-eserler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATATÜRK&#8217;ÜN ALANYA&#8217;YI ZİYARETİ</title>
		<link>http://mzyeken.com/blog/2009/08/ataturkun-alanyayi-ziyareti/</link>
		<comments>http://mzyeken.com/blog/2009/08/ataturkun-alanyayi-ziyareti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 12:23:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Zahit Yeken</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alanya]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Alanya'da kimin evinde kalmıştır?]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Ne Zaman Alanya'ya Geldi?]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Alanya'ya çektiği telgraf]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Alanya'ya Gelişi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk-Alanya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mzyeken.com/blog/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk Türkiye&#8217;nin her bir köşesini gezmekten büyük bir zevk duyarmış.O zamanlar çocukluğu Alanya&#8217;da geçen Afet İnan Atatürk&#8217;e her fırsatta Alanya&#8217;dan bahseder ve ziyaret etmesini istermiş.Atatürk Aspendos&#8217;u ziyaret ettiği bir gün mutlaka Alanya&#8217;yı geleceğini söylemiştir.
1935 yılı kış aylarında  Musoloni&#8217;nin adalarla bir demeci üzerine Ulu Önder 16 Şubat 1935&#8242;te Ege Vapuru ile İzmir&#8217;e hareket eder.Kendilerine refakat eden Zafer ve Adatepe destroyerlerini geçip Zafer&#8217;in Komutanı Sait Halman&#8217;a adalara yakın bir seyir takip etmesini ister.Aspendos gezisi sırasında Hamdullah Emin Paşa başkanlığındaki Heyetin yapmış olduğu daveti gerçekleştirmek için geminin Alanya yönünde ilerlemesini emreder.Atatürk 18 Şubat ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://mzyeken.com/blog/wp-content/uploads/2009/08/mustafa-kemal-ataturkun-vasiyeti-227x300.jpg" alt="mustafa-kemal-ataturkun-vasiyeti" title="mustafa-kemal-ataturkun-vasiyeti" width="227" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-285" />Atatürk Türkiye&#8217;nin her bir köşesini gezmekten büyük bir zevk duyarmış.O zamanlar çocukluğu Alanya&#8217;da geçen Afet İnan Atatürk&#8217;e her fırsatta Alanya&#8217;dan bahseder ve ziyaret etmesini istermiş.Atatürk Aspendos&#8217;u ziyaret ettiği bir gün mutlaka Alanya&#8217;yı geleceğini söylemiştir.</p>
<p>1935 yılı kış aylarında  Musoloni&#8217;nin adalarla bir demeci üzerine Ulu Önder 16 Şubat 1935&#8242;te Ege Vapuru ile İzmir&#8217;e hareket eder.Kendilerine refakat eden Zafer ve Adatepe destroyerlerini geçip Zafer&#8217;in Komutanı Sait Halman&#8217;a adalara yakın bir seyir takip etmesini ister.Aspendos gezisi sırasında Hamdullah Emin Paşa başkanlığındaki Heyetin yapmış olduğu daveti gerçekleştirmek için geminin Alanya yönünde ilerlemesini emreder.Atatürk 18 Şubat 1935 tarihinin sabahında Alanya&#8217;ya ayak basar.Beklenen tarihten erken geldiği için Ata&#8217;ya hiç bir hazırlık yapılmamıştır.Atatürk Tevfik Azakoğlu&#8217;nun evinde misafir edilir.Bu ev daha sonra Atatürk Müzesi olarak hizmete açılmıştır.</p>
<p><span id="more-76"></span></p>
<p>Alanyalılar Ata&#8217;nın Alanya&#8217;ya yaptığı ziyaretin kısa sürmesinden üzüntü duyduklarını,ancak Ata&#8217;nın Alanya&#8217;ya gelmesinin büyük bir coşkuya boğduğunu bildiren bir telgraf çekmişlerdir.Ulu Önder&#8217;in bu telgrafa cevabı şöyle olmuştur:</p>
<p>&#8220;Alanya&#8217;ya geldiğimde ve geçirdiğim kısa dönem içerisinde Alanyalıların gösterdikleri muhabbet ve misafirperverlikten çok memnun ve mütehassıs oldum.Ancak daha fazla kalmak için sebep olmadığından döndüm.Başka türlü bir mülahazaya mahal yoktur.Muhterem halka tekrar selam ve muhabbetler.&#8221;   K.Atatürk.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mzyeken.com/blog/2009/08/ataturkun-alanyayi-ziyareti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

